TR | DE

Haberler & Etkinlikler

AZİZ SARIYAR - HAYALİM HEP AVUKAT OLMAKTI

Aziz Sarıyar – Hayalim hep avukat olmaktı

 

Aziz Sarıyar 2013 yılından bu yana ATİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütüyor. 4 yaşında geldiği Almanya’da avukatlık hayalinin peşinden koşan Sarıyar, 500 yıllık tarihi bulunan Marburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ilk Türk mezunu. 25 yıl önce avukat olarak başladığı hukuk bürosunun 2020 yılından bu yana sahibi olan Aziz Sarıyar; eğitim hayatı, hedefleri, görüşleri ve ATİAD hakkındaki düşüncelerini bizlerle paylaştı.   

 

Members: Aziz Bey bize kendinizden bahseder misiniz?

Aziz Sarıyar: 1969 yılında Antalya Akseki’ye bağlı Süleymaniye köyünde doğdum. Babam o zaman Almanya’daydı. İlk önce 1963 yılında Belçika’da bir maden ocağında, ardından da emekli olana kadar Almanya’da çalıştı.

1973 yılında annemi, erkek kardeşimi ve beni yanına aldırdı. O zamanki plan ben ilkokula başlayana kadar babam iki yıl daha Almanya’da çalışacak, sonra Türkiye’ye kesin dönüş yapacaktık. Ancak o iki yıl geçti, üzerine 46 yıl daha eklendi ve hala buradayız.

Çocukluğum ve okul hayatım Hagen‘da geçti. Orada temel ortaokulu (Hauptschule) bitirdikten sonra liseye (Gymnasium) geçtim. Liseden mezun olduktan sonra Marburg’da hukuk okumaya başladım. Bir yıl sonra hukuk eğitimine yeni başlayan eşimle tanıştım. Benim hukuk stajım için 1996 yılında Düsseldorf’a taşındık ve o gün bugündür de Düsseldorf’ta yaşıyoruz. Eşim de avukat oldu ve bir şirketin hukuk departmanını yönetiyor. Okula giden iki çocuğumuz var. 

Stajımı tamamladıktan sonra 1998 yılında Düsseldorf yakınlarındaki Korschenbroich kentinde iki avukatlı bir hukuk bürosunda avukatlık yapmaya başladım. 3 yıl sonra o hukuk bürosunun ortağı oldum. 2020 yılında da hukuk bürosunu tamamen tek başıma devraldım. Şu an yedisi avukat 14 çalışanı olan bir hukuk bürosu olduk.

 

Members: Hukuk alanında eğitim almak fikri nasıl oluştu? Eğitiminiz süresince ikinci nesil göçmen çocuğu olarak zorluklarla karşılaştınız mı?

Aziz Sarıyar: 1970 ve 80’lerde ilk nesil göçmenlerin çoğunun düşüncesi birkaç yıl Almanya’da çalışıp sonra Türkiye’ye dönmekti. O bakımdan çocukların eğitimi ilk planda gelmiyordu. Daha ziyade, çocuklar bir an önce temel okul eğitimlerini tamamlasınlar ve en kısa zamanda iş hayatına atılsınlar düşüncesi yaygındı. Bu nedenden ötürü o yıllarda göçmen çocukların, mezuniyet sonrası meslek eğitimi yapmaları için „Hauptschule“ yani temel ortaokula gitmeleri çok olağandı.

Benim şansım anne ve babamın durumu çabuk idrak etmeleri oldu. Türkiye’ye o denli çabuk dönemeyeceğimizin farkına erken varmaları nedeniyle, bizim iyi bir eğitim almamız, bir meslek edinmemiz, fabrikada çalışmak zorunda kalmamamız için okul eğitimlerimize önem verdiler. Bizleri teşvik edip desteklediler. Eğitimin sosyal ilişkilerdeki önemini kavradılar. Eğitimlerimizi sürdürebilmemiz için ellerinden geleni yaptılar. Bu şekilde hedeflerimizi gerçekleştirebilmemizi sağladılar.

O dönem çevremdeki yaşıtlarım benim hukuk eğitimi alma isteğimi hiç anlamadılar. Her zaman, eğitimimi tamamlayana kadar onların ne kadar para kazanabileceklerini ileri sürdüler. Almanya’daki hukuk eğitimimin Türkiye’ye dönmemiz durumunda hiçbir geçerliliği olamayacağını, Almanya’da kalmamamız durumunda ise bir Türk olarak kabul görmeyeceğimi iddia ettiler.

Benim diğer bir başka şansım ortaokuldaki öğretmenimdi. Sekizinci sınıfta sınıf arkadaşlarıma avukat olma isteğimi söylediğimde okulda bana inanan, hayallerimi ciddiye alan tek kişi öğretmenimdi. Anne-babama ve bana bu hedefime varmak için nasıl bir yol izlememiz gerektiğini anlattı. Liseye başvurumda bana çok destek verdi ve bizzat okulla kendisi konuştu. Liseye başladığımda 750 öğrenci arasındaki 3 Türk öğrenciden biriydim. Bu üniversitede de bu şekilde devam etti. Üniversitedeki 20 bin öğrencinin sadece 40’ı Türk idi. Onların da büyük kısmını Türkiye’den Almanya’ya master veya doktora yapmak için gelenler oluşturuyordu. Göçmen çocukları değillerdi. Ben yaklaşık 500 yıllık tarihi olan üniversitenin hukuk bölümünden mezun olan ilk Türk öğrenciydim.

Her yerde yabancı veya ilk olmanın avantajları ve dezavantajları var. Bizim örnek alabileceğimiz, meslek seçiminde tavsiyelerde bulunabilecek veya ödevlerimizi yapmamıza yardımcı olabilecek rol modellerimiz veya akıl verenlerimiz olamadı. Anne ve babamın tüm desteklerine rağmen, birçok şeyi kendi başımıza yapmak durumundaydık. Bu birçok ikinci nesil temsilcisinin okul eğitimlerinde tek başına altından kalkamayacağı ağır bir yüktü. Benim görüşüm bu neslin çocukları arasında üstün yetenekli, akıllı ve zeki çok sayıda kişinin değerleri anlaşılamadı ve büyük yetenekler kaybolup gitti.   

 

Members: 25 yıl önce avukat olarak girdiğiniz hukuk bürosunun sahibi oldunuz. Adeta basamakları tek tek çıkarak zirveye ulaştınız. Motivasyonunuz neydi? Böyle bir hedef belirlemiş miydiniz kendinize? Genç hukukçulara neler önerebilirsiniz?

Aziz Sarıyar: Ben daha çok küçük yaşlarda hayalimi belirlemiştim. Okul durumum ilk bakışta bu hayalimi gerçekleştirmeme müsait değilmiş gibi görünse de avukat olmak mesleki tek hayalimdi. Bendeki güçlü adalet duygusu ile de sadece avukat olduğumda ve bunu başkaları yararına kullandığımda mutlu olabilirdim. Bu benim düşüncemdi ve bundan hiç vazgeçmedim. Hatta daha sonra, hakim veya savcı olabileceğim zamanlarda da bu düşüncemden sapmadım.

Benim için bir gün bir hukuk bürosu ortağı olacağım veya kendime ait bir hukuk bürom olacağı çok açıktı. Bunun altında yatan önemli bir neden, kendimin patronu olmak, ne yapıp yapmayacağıma kendim karar vermek vardı.

Bu motivasyon veya hedef belirleme hukuk fakültesinden mezun olan ve kariyer planı yapan her hukukçu için geçerli değildir. Bir hukukçunun önünde, sadece hakimlik veya avukatlık gibi klasik yolların dışında birçok perspektif bulunur. Benim açımdan önemli olan şey, her meslekte veya üniversite eğitiminde olduğu gibi kalıpların dışında düşünmek ve staj ve yan iş olarak pratikte erken deneyim sahibi olmaktır.

 

Members: Almanya’da şirket kurma konusunda uzun yıllara dayanan bir tecrübeniz var. Türkiye’den çok sayıda önemli firmalara danışmanlık hizmeti sağlayıp, yol gösteriyorsunuz. Almanya’da şirket kurmak isteyen girişimciler, iş insanlarına ne gibi ipuçları verirsiniz?

Aziz Sarıyar: Almanya’da yatırım planlayan her yabancı yatırımcının bilmesi gereken ilk şey, her ülkenin, hukuki kuralların dışında, kendine özgü kurallarının olduğudur. Her piyasanın kendine özgü bir çalışma yöntemi vardır. Bir ülkede başarıyı yakalamış bir girişimin Almanya’da da aynı şekilde başarılı olmasını beklemek doğru değildir. Bu nedenle piyasa, ilgili düzenlemeler, tüketici davranışları, iş piyasası, teşvikler ve bunun gibi önemli konular hakkında önceden bilgi sahibi olunması önemlidir. Danışmanlara başvurmaktan çekinilmemelidir. Özellikle Türkiye’den gelen birçok yatırımcı buradan tasarruf etmeye çalışmaktadır. Bu danışmanlık hizmetlerini bir gider olarak görmekte ve bunlardan tasarruf etme yoluna gitmektedirler. Oysa ki bu danışmanlıklar, firma için birer yatırım mahiyetindedir.

Şu unutulmamalıdır ki; Türkiye’de sektörünün liderlerinden biri olan bir şirket veya çok bilinen bir marka Almanya’da hiç bir anlam ifade etmeyebilir. Ve Türkiye’de uygulanan ve başarılı olmuş konseptin birebir Almanya’ya taşınması başarısızlığa yol açabilir. 

 

Members: Bir yandan hukuk büronuzun işleri, diğer yandan mahkemeler, davalar, duruşmalar, bir de bunun yanında ATİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı... Muhakkak çok yoğun bir çalışmayı gerektiriyor bütün bunlar. Nasıl bir düzende çalışırsınız? Çalışma sisteminiz, prensipleriniz, olmazsa olmazlarınız nelerdir?

Aziz Sarıyar: Kişi yaptığı işten zevk almalıdır. Bu işte ve çalışma hayatında başarılı olmanın ön koşuludur. Ancak o takdirde kişi görevlerini yerine getirebilmek için enerjiye sahip olur ve iş üzerindeki hakimiyetini kaybetmez.

Burada kuşkusuz, sadece görevlerini güvenle ve sorumluca yerine getiren değil, aynı zamanda çevresine pozitif enerji yayan insanlardan oluşan iyi bir ekip yaratmak da önemlidir.

Bu ekibi oluşturduktan sonra da teşvik etmeyi, yetki vermeyi ve iletişim kurmayı unutmamalısınız. Sadece birlikteyken daha güçlüsünüz.

Ben avukatlık mesleğimi seviyorum. ATİAD Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevlerim benim için hem bir yük hem de gururla yerine getirdiğim bir onur. Her iki pozisyonda da hem müvekkillerime karşı hem de üyelerim ve çalışanlarıma karşı sorumluluk taşıyorum. Benim şansım, hem hukuk büromda hem de dernekte işleri kolaylaştıran yönetim kurulu üyeleri ve çalışanlardan oluşan iyi bir ekibe sahip olmam. Ve günün sonunda işleri eve götürmemek ve ailemin desteği…bu çok önemli.

 

Members: NSU Davası’nın müdahil avukatı olarak görev aldınız. Uzun yıllar Münih’te mahkemede duruşmaları takip ettiniz. Geriye dönüp baktığınızda bu davayla ilgili olarak; toplum vicdanı, mağdurların beklentileri ve Almanya’daki hukukun üstünlüğü gibi kavramlar açısından sizde nasıl bir intiba bıraktı?  

Aziz Sarıyar:

NSU davası sadece büyük bir dava değil, aynı zamanda tarihi bir davaydı. Hukuki özelliğinin yanısıra, Alman tarihine bir ders niteliği taşımaktadır. Görünüşte sağlam olarak bilinen demokrasinin derinliklerindeki tehlikeli akımların gün ışığına çıkmasına yarayan bir toplum röntgeniydi. NSU davası demokrasi düşmanlarının ruhlarını daha iyi anlamamızı sağladı ve doğu ile batı Almanya‘nın birleşmesinde hatalar yapıldığını gözler önüne serdi.

Bu dava bize aynı zamanda emniyet güçleri ve anayasayı koruma görevlilerinin kendilerine olan sarsılmaz özgüvenlerine bir projektör tutmamıza da vesile oldu. Uzun yıllar yanlış yönde araştırma yaptıktan sonra, Türk mafyasının cinayetleri işlediğini savunan polislerin ayaklarının yere basmasını sağladı. Yine bu davada her şeyi kontrol altında tuttuklarını ilan eden anayasa koruyucuları vardı ama anayasayı anayasa olarak görmeyen bir terör örgütünü yıllarca görmezden geldiler. Ayrıca, bu dava ne kadar çok polis ve anayasayı koruma görevlilerinin sağ kesime nasıl da toleranslı olduklarını gösterdi.

 

Benim bu süreçte Alman mahkemelerine olan güvenim sarsılmadı, çünkü mahkemeler suçların gerçek anlamda aydınlatılmasını sağlayacak en az araç ve imkana sahipler. Bunun soruşturma makamları, savcılık tarafından yapılması gerekir. Bu durumda, bunu yeterince yapmadıkları gibi, NSU ve çevresini de küçük çaplı tutmak istediler.

Bir eleştrim de bu konuda Alman Federal Hükümeti’ne olacak. Ne yazık ki, federal hükümet cinayetleri ve arka planlarını temizlemek için mümkün olan her şeyi yapma sözünü çabucak unutuverdi.

Ancak biz aşırı sağcılığa karşı toplumsal ve siyasi mücadelenin NSU sürecinden bağımsız olarak devam etmesi gerektiğini unutmamalıyız. Bu süreçten sonra Almanya'daki sağcı şiddet sorununun çözüldüğünü düşünen herkes büyük bir yanılgı içerisindedir.

 

Members: ATİAD’da başkan olarak dördüncü döneminizi yaşıyorsunuz. Biraz başkan gözüyle ATİAD’ı anlatır mısınız? ATİAD’ın Almanya’daki Türk iş dünyası için önemi nedir? ATİAD ile ilgili ne gibi planlarınız var?

Aziz Sarıyar: Benim ATİAD’ı tanımam avukatlığa başladığım ilk yıllara dayanır. Genç bir avukat olarak ATİAD’ın gerçekleştirdiği etkinliklere dinleyici veya seyirci olarak katılırdım. O zamanlar anladım ki, ATİAD, politik bağımsızlığı, demokratik ve tarafsız duruşuyla Almanya’daki diğer tüm Türk derneklerinden ayrıydı.

Dernek içinde daha aktif bir rol alıp alamayacağım sorulduğunda, hiç düşünmeden kararımı verip üye oldum. İki yıllık yönetim kurulu üyeliğinden sonra, üyelerimiz bana gösterdikleri güvenle beni başkan olarak seçtiler. Bu bakımdan onlara müteşekkirim.

30 yıldır demokratik ve laik duruşundan taviz vermeyen böyle bir derneğe başkan olmak benim için bir onurdur. Bu süre zarfında birçok dernekler kuruldu, hükümetler, politikacılar geldi geçti, ancak derneğimiz bağımsızlığı ve tarafsızlığı nedeniyle varlığını hep sürdürdü ve devamlı büyüdü.

Yıllar boyunca sadece üyelerimizin yanında olmaya değil, Türkiye ile başta Almanya olmak üzere Avrupa arasında bir köprü görevi görmeye çalıştık. Bunun yanında sosyal ve toplumsal projeler başlattık ve başarıyla uyguladık.

Güvenilir, ciddi ve bağımsız çalışmalarımız sayesinde federal ve eyalet hükümetleri nezdinde birçok makam, kurum ve kuruluşlar için; Türkiye, Avrupa‘daki Türkiye kökenli göçmenler ve iş insanları konusunda ilk başvurulacak referans merkezi olduk.

Ancak bir dernek de dönemin sosyal ve ekonomik gelişmelerini göz ardı etmemelidir. Görev sürem boyunca üyelerimizin onayı ile tüzüğümüzü Türk kökenli olmayan şirketlerin de derneğimize üye olabilmesi yönünde değiştirdik. Bu açılım, ilkelerimizi kabul eden firmaları Türk kökenli olsun olmasın tek çatı altında bir araya getirmeye hizmet etmektedir. Biz de artık bu ayrımı daha fazla yapmak istemiyoruz.

Yakın bir gelecekte faaliyet alanlarımızı genişleterek, yönetici ve uzmanlara da ATİAD çatısı altında biraraya gelme, fikir alışverişinde bulunmaya fırsat sağlayacak bir organizasyona gideceğiz.

Ayrıca, hem sektörel hem de güncel ekonomik ve siyasal konuları ele alacak ve gerektiğinde çözüm önerileri geliştirecek yeni çalışma grupları oluşturacağız.

Son olarak, son görev döneminde oluşturduğumuz ATİAD Akademi’yi çok önemsiyorum. Bu sayede seminerler, konferanslar ve paneller düzenleyerek üyelerimiz ve paydaşlarımıza, kendileri ve çalışanları için kendilerini geliştirebilecekleri, bilgi edinebilecekleri ve yeni fikirler geliştirebilecekleri fırsatlar sağlıyoruz.